Showing 20 Result(s)

Muzaffer

MUZAFFER Hani derler ya “Çocuğun ismi, huyuna suyuna tesir eder.” diye Yalan… Yoksa hiç Muzaffer olur muydu adı? Kim bulmuştu ona bu ismi? Doğduğu vakit, yumuk gözlerine kim bakmış; kim, ne görmüştü de “Muzaffer” diye fısıldamıştı kulağına?  Hangi zaferin hayaliydi bu? Kim bilir… Evet… Muzaffer’di …

Vakti Geçmeden

“- Tespihli Abi Mustafa Demir’e -” Yağmur yağıyor… Böylesini hiç sevmem! Bir başladı mı, ince bir hastalık gibi her yana yayılır bu damlalar. İnsanın ruhuna, iliklerine kadar işler. Sahipsiz bir duvar misali, içten içe çürütür adamı. Akşamüzeri… Ağır ağır yürüyoruz ninemle. Beraber evden çıkmadan önce …

Simsar

Dolmuşun en arkasından seslendi ihtiyar. “Osman’ın köşede bırak!” … Bir adam, bir adamı ne zaman unutur? Ben çoktan unutmuşum Osman’ı. Üzerinden asır geçmiş, arkasından yeni bir dünya kurulmuş sanki. Halbuki unutulacak adam mıydı Osman? Mavi gömleğini giyip şöyle yol kenarına geçti mi, ondan fiyakalısı olmazdı …

Hüzzam

HÜZZAM   Yaşar, lodosların uğuldadığı o gece Saray Gazinosu’nun merdivenlerini adımlarken ruhunu yine aynı çaresizliğe teslim etmişti. Hep böyle kalacaktı o. Ve böylece ölecekti. Zaten ellisinden sonra değişmek, ölmek demekti biraz da…  Merdivenleri bitirip sessiz sedasız çıktı dışarı. Hava soğuktu. Emektar paltosuna sıkıca sarınıp yakalarını …

Kırmızı Kamyonet

Sıska parmaklarını halı sahanın tellerine kenetlemiş, dikkatle içerdeki maçı izliyordu. Efsunlanmış gibi, gözleri hep topun peşinde… Aslında yaz başında taşınmışlardı bu kenar mahalleye. Pek alışamamıştı hâlâ. Akranları oyunlarını çoktan kurmuş olduğundan tüm yaz, tek eğlencesi buydu Ömer’in. Kuytu bir köşeye geçip halı sahadaki maçları izlemek… …

Musibet

Usulca çıkıyorum yokuşu. Adım adım, turuncu sokak lambaları altında ilerliyorum. Ayaklarımsa geri, gidebildiği kadar geri gidiyor sanki. Üstelik hava soğuk. Keskin bir rüzgâr içimi üşütüyor. Ve ben, bir şubat sabahını hatırlıyorum. Sokağın iki yanına beyaz, plastik sandalyeler sıralanmış. Üzerlerindeki etikette “Ceren Düğün Salonu” yazıyor. Tıpkı …

Bay Mö

Genç doktor, ağrı kesicilerin insafına bıraktığı hastaların biraz olsun uyuyabildiği, gecenin en sessiz saatlerine doğru nihayet çekilebilmişti odasına. Ayaklarını uzatmaya niyetlendiği sırada, kapının usulca çalındığını duydu. Derhal toparlandı, ayaklandı ve kilidi açtı. Ufak tefek bir adam duruyordu karşısında. Yarısı gölgede kaybolmuş yüzünden adamın gayet mahcup …

Kömür

“Bence günah falan olmaz.” dedi kızıl saçlı çocuk. Ardından gözlerini iri iri açtı. Avcunun içine sıkıştırdığı sıska parmaklarıyla ince dudaklarını sıyırdıktan sonra iştahla konuşmaya devam etti. “Hem öyle olsa şimdiye kadar çoktan kovarlardı bizi. “ Ötekiler pek ikna olmamıştı aslında. Fakat kızıl saçlı çocuğun son …

Balkon

Balkon ufaktı. Açık olan tek cephesi karşıya, mahallenin sarı badanalı camisine bakıyordu. Ortada küçük bir masa, karşılıklı konmuş iki eski sandalye, masanın üstünde çoktan solup gitmiş, yoğurt kovasından bozma bir saksı içinde kurumuş fesleğenler… Vahit Bey, daralan yüreğini teskin edecek birkaç nefes alma ümidiyle kapıyı …

Lâ Edri*

“ Dünya bir oyun sahnesi. Ve bizler birer oyuncuyuz… Bütün erkekler ve bütün kadınlar…” W. Shakespeare “ … (ŞÖVALYE) – Ah..! Bu hâliniz… Ne kadar da utanç verici. ( DİLENCİ ) – Utanmak mı…? Hayır ! Siz… Kader hakkında gerçekten de çok az şey biliyorsunuz …